Haber: Halil TEKİN İstanbul Sözleşmesi'nin İmzaya Açılmasının 10. Yıl Dönümü
A+ A-
10 Mayıs 2021 Pazartesi 23:48:21
173 kez okundu.
CHP Bartın Milletvekili, Parti Meclisi ve TBMM Anayasa Komisyonu ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyesi Av. Aysu Bankoğlu, "İstanbul Sözleşmesi'nin İmzaya Açılmasının 10. Yıl Dönümü" vesilesiyle açıklamalarda bulundu. Bankoğlu: "Kadınların İnsan Haklarını ve İstanbul Sözleşmesi'ni Savunma Mücadelemiz Hep Sürecek. Hukuksuzluklar, Geriye Gidişler Bizi Yıldıramayacak. Sağduyu Galip Gelecek."

 

CHP Bartın Milletvekili, Parti Meclisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesi Av. Aysu Bankoğlu, "İstanbul Sözleşmesi"nin imzaya açıldığı tarih olan 11 Mayıs 2011'in 10. yıl dönümü vesilesiyle açıklamalarda bulundu; kadınların insan hakları kazanımlarından bir adım dahi geriye gidişi kabul etmeyeceklerini özellikle vurguladı. Yalnızca 2021 yılının ilk 4 ayında bile, 95 kadının öldürüldüğünü hatırlattı.

  Bankoğlu, "11 Mayıs 2011" tarihinin, İstanbul Sözleşmesi açısından önemine dikkat çekerek bu özel yıl dönümü vesilesiyle şunları ifade etti:

"Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi", yani gündemde yer aldığı ve bildiğimiz ismiyle "İstanbul Sözleşmesi" yönünden 11 Mayıs, önemli bir tarihe işaret ediyor. Çıkış noktası, 36 kez şikâyetçi olunmasına rağmen, annesini ve kendisini koruyamayan devlete karşı, Nahide Opuz tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne açılmak zorunda kalınan ve Türkiye'nin kaybettiği dava olan İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011'de ise devletlerin imzasına açıldı. Yürürlüğe girme tarihi ise 1 Ağustos 2014'tü.

Çokça dile getirilse de bir kez daha altını çizmekte büyük fayda görüyorum: Ülkemiz, İstanbul Sözleşmesi'ni ilk imzalayan ve ardından ilk onaylayan ülke konumundadır. Keza, İstanbul Sözleşmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde o tarihte grubu bulunan tüm siyasi partilerin oy birliği ile kabul görmüştü. Bu tarihi gerçeği de hatırlatmak durumundayız.

Diğer bir yandan, "hukuksuz" çekilme hamlesiyle başlayan ve yaklaşık son 2 aydır yaşanmakta olan süreç ise "kadınların insan haklarını" savunan bizler için kabul edilemez niteliktedir. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, kadın haklarını, kadınların insan haklarını savunma ateşimiz, asla sönmeyecek."

Sözleşme'nin temel gayesinin "kadınları şiddetin her türlüsüne karşı korumak" olduğunu ısrarla vurgulayan Bankoğlu, görüşlerini şu şekilde dile getirdi:

"Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı, belli çevreleri boş yere rahatsız etse de haklılığımız ve savunduğumuz değerler, kadına karşı şiddeti önlemek konusundaki çabalarımız ortada. Hukuki açıdan "yetkide paralellik" ilkesine uygun düşmeyen bir Cumhurbaşkanı Kararı ile bir gece yarısı yapılan bu operasyon, İstanbul Sözleşmesi'nin gerekliliğini ortadan kaldıramaz. AKP, kendi dönemlerinde gerçekleştirdikleri -belki de- biricik doğru işlerden olan İstanbul Sözleşmesi'ne karşı da savaş açarak kendini imha planına tam gaz devam etmektedir.

Şunu unutturmamalıyız: Aslında 20 Mart 2021 sabahı, ülkemizdeki 42 milyon kadının yaşam hakkının güvencesi, Cumhurbaşkanı tarafından iptal edilmek istenmişti. Millet egemenliğine "çok" önem verdiğini en yüksek perdeden ifade ediyormuş gibi görünen iktidar, millet egemenliğinin tecelli ettiği organ olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni devre dışı bırakabilmişti. Oysa ki, insan hakları konusunda uluslararası bir sözleşme mahiyetinde olan İstanbul Sözleşmesi, bir kanun aracılığıyla yine TBMM'de kabul edilmişti.

Dolayısıyla şu nokta açık: "Cumhurbaşkanı, tek taraflı bir irade beyanı ile -insan hakları, temel hak ve özgürlükler alanlarıyla ilgili- bir sözleşmeyi feshedemez!" Ve tam da bu sebeple, İstanbul Sözleşmesi’ni feshetme girişimi Anayasa’ya aykırıdır; yok hükmündedir. Ayrıca, bir an için "iptal"in geçerli olduğu varsayılsa dahi, İstanbul Sözleşmesi, 1 Temmuz tarihine kadar yürürlüktedir; hukukumuzun bir parçasıdır. 

Bu husustaki açıklamalarımızın sadece "hamasi" söylemler olduğu da zannedilmesin. Hatırlanacağı üzere bizler, Cumhuriyet Halk Partisi ("CHP") olarak ilgili Cumhurbaşkanı Kararı'nın öncelikle "yürütmesinin durdurulması", akabinde de "iptali" için başvurumuzu Danıştay'a yapmıştık.

Ne derlerse desinler, İstanbul Sözleşmesi, kadınların yaşam hakkını koruma, şiddete/tacize/tecavüze uğramalarını, öldürülmelerini engelleme ve faillerini cezalandırma sorumluluğunu Devlet'e yükleyen bir sözleşmedir. Bir kez daha söylemeliyim: Temel gayesi, kadına karşı şiddeti tüm yönleriyle önlemektir.

  Hedefimiz, eşitlikçi bir toplum meydana getirmektir. Kadınları, onlara şiddet uygulayan, taciz ve tecavüz eden ya da canice öldürenlerin vicdanına ve insafına bırakamayız; bırakmayacağız. İktidarın bu saygısızlığına karşı sesimiz, her zamankinden daha gür. Hangi zorluklar ve siyasi hesaplar altında kaldılar ki; İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeye tenezzül ettiler?

Her zaman söylüyoruz ve bugün de bir adım dahi geri atmıyoruz: "Biz kadınlar varız, yaşayacağız! İstanbul Sözleşmesi’ni de yaşatacağız."